🦌 Giriş: Efsanenin İzinde
TBMM Genel Kurulu koltukları hakkında yıllardır anlatılan bir efsane vardır:
“Meclis koltukları ceylan derisinden yapılmıştır.”
Resmî kayıtlara göre bu doğru değil. Dönemin Meclis başkanları, kürsüden defalarca açıklama yapmış: koltuklarda dana veya sığır derisi gibi standart malzemeler kullanılmış, zamanla yenilenmiş, teknolojik donanımla güncellenmiş.
Ama efsaneler, gerçeklerden daha geç ölür.
Çünkü bir efsane, maddi bir hatadan değil; toplumun kendi hakkında anlattığı bir hikâyeden doğar.
Ceylan, Anadolu'da sıradan bir hayvan değildir. Zarafeti, ulaşılmazlığı, şiirde sevgilinin gözlerine benzetilmesiyle bir semboldür. "Ceylan derisi koltuk" rivayeti işte bu yüzden bu kadar güçlüdür: Halk, temsilcilerini sıradanlığın ötesinde, masalsı bir malzemenin üzerinde otururken hayal eder. Bu hayal, bir lüks eleştirisi olabilir, bir yabancılaşma kaygısı olabilir, hatta saf bir hayranlık. Ama ne olursa olsun, asıl mesele koltuğun malzemesi değil; toplumun o koltuğa yüklediği anlamdır.
🌳 Gelişme: Orman Meclisi Toplanıyor
Ankara'nın üzerine bir sis çöker. Meclis açılmak üzeredir. Kürsüde beklenmedik bir misafir vardır:
Yaşlı bir geyik. Boynuzlarında serçeler yuva yapmış, gözlerinde bin yıllık ormanların dinginliği.
Meclis Başkanı: “Sayın misafir, hangi partiyi temsil ediyorsunuz?”
Geyik: “Ben partileri değil, mevsimleri temsil ediyorum.”
Salonda derin bir sessizlik olur.
Bir vekil: “Ekonomiye çözümünüz nedir?”
Geyik: “Ormanda sincaplar ceviz stoklar. Ama bütün cevizleri tek sincap toplarsa, kışın kavga çıkar. Bunu binlerce yıldır biliyoruz.”
Başka bir vekil: “Eğitim politikası?”
Geyik: “Yavru geyikler önce koşmayı öğrenir, sonra sürüye katılır. Siz bazen önce yarışı başlatıp, sonra koşmayı öğretiyorsunuz.”
Bir başkası: “Peki güvenlik?”
Geyik hafifçe gülümser: “Bizim mecliste kurtlar bile konuşur. Çünkü konuşmadıkları gün, herkes kaçmak zorunda kalır.”
Akşam olur. Geyik kürsüden iner. Gazeteciler peşine düşer:
Gazeteci: “Efendim, son bir mesajınız var mı?”
Geyik başını göğe kaldırır: “İnsanlar meclis kurarak doğayı taklit etti. Doğa ise hâlâ muhalefeti rüzgâra, iktidarı mevsimlere bırakıyor.”
Ertesi gün gazetelerin manşeti:
“TBMM'de ilk kez bir geyik konuştu. En şaşırtıcı olan şey ise herkesin onu dinlemesiydi.”
🌙 Düşüş: Orman Meclisi'nin İç Tartışması
O gece Orman Meclisi olağanüstü toplanır.
Başgeyik: “Demek ki dedelerimizin anlattığı Ceylan Derisi Efsanesi doğru değilmiş.”
Kirpi: “Ben başından beri sentetik olduğunu düşünüyordum.”
Kaplumbağa: “İnsanlar bazen gerçeklerden daha dayanıklı efsaneler üretir.”
Baykuş, tutanaklara not düşer: “Bir meclisin koltukları hangi deriden yapılırsa yapılsın, asıl mesele üzerinde oturanların ne kadar kalın derili olduğudur.”
Boğa ağır ağır ayağa kalkar: “Bizim derimizden koltuk yapılmasına itirazım yok. Ama üzerinde oturanların yük taşımanın ne demek olduğunu bilmesini isterim.”
Yaşlı İnek: “Bir ömür süt verdik. Sonunda koltuk olduk. Keşke biraz da sabrımız döşemelere geçseydi.”
Genç Dana: “Ben daha çayır görmeden siyasete karışmış oldum.”
Kirpi homurdanır: “Ormanda kimseyi otladığı çimenle yargılamayın. Asıl mesele, meclis dağıldığında hangi patikaların açıldığıdır.”
Baykuş son sözü söyler: “Bilgelik, hangi deriye oturduğunda değil; kalktığında hangi izleri bıraktığında ortaya çıkar.”
Boğa meclisi kapatır: “İnsanlar bazen bizi inatçı sanır. Oysa biz yalnızca aynı tarlayı nesiller boyunca sürmenin sorumluluğunu biliriz.”
🌱 Sonuç: Efsanenin Sorusu
Ama ertesi sabah, meclis bahçesinde küçük bir tabela belirir:
“Lütfen çimlere basmayınız. Demokrasi kök salmaya çalışıyor.” 🌱
Ve Orman Meclisi'nde bir soru havada kalır:
“Bir hayvan, derisinden koltuk yapıldığını bile bile o meclise konuşmaya gider mi?”
Yaşlı Boğa'nın cevabı: “Gitmezsem, benim yerime tilki konuşur. Tilki konuşursa kurt itiraz eder. Kurt itiraz ederse tavşan korkar. Tavşan korkarsa çayır sessizleşir. Ben giderim. Ama oturduğum koltuğun neyden yapıldığını hiç unutmam.”
Yaşlı İnek: “Hatırlamak, bazen konuşmaktan daha büyük bir sorumluluktur.”
Kirpi: “İçeri girmek cesaret ister. İçeride kendini unutmamak ise karakter.”
“Bir meclisin değeri, içine kimlerin girdiğinden çok, içeri girenlerin çıkarken vicdanlarını yanlarında götürüp götürmediğiyle ölçülür.”
— Baykuş, Orman Meclisi Tutanakları